Archive for Temmuz 6th, 2009

06 Tem 2009 EDİTÖRDEN
 |  Category: GENEL  | Tags: , ,  | 10 Comments

Hayra dair, hayata, insana ve eylemlerimize dair. Hesaba, kitaba, dirilişe, hayra, şerre dair. Velhasıl bana, sana ve hepimize dair. Özümüzle ve kalemle iz bırakmak…

Yüreğe düşen bir iç  ses bizi madden gidemediğimiz çöllere sürüklerken de, şehirlerin gri sokaklarını  soluyarak adımlarken de biz aynı  biziz. Ve ne hoş bir klasiktir ki ‘Hayat devam ediyor.’

Dilhânemiz bu sayıda basılmayıp yalnızca e- dergi biçiminde yayınlanıyor. Elimize sıcacık dilhâneleri alıp, acaba kime uzatsam fikrinin tatlı telaşını yaşamayacak olmanın burukluğu yanında küçük bir tatilden sonra yola devam edeceğiz. Bizlere internet ortamında ulaşan ve katkılarını esirgemeyen büyüklerimize müteşekkiriz.

Selam ve dua ile

 DİLHÂNE DERGİSİ

06 Tem 2009 BİR VURGUN HATIRASI

Bir vurgun hatırası

Silmeye çalışmayın gözyaşlarını

Çünkü onlar akmaya alışkın

Durmaz ki

Kanmaz zaten

Bir küçük hediyeye

 

Onlar büyük vurgunlar görmeye alışkın

Yitirmek en iyi bildikleri

Yitip gitmek ise

Çok beklendik

 

Olamaz demeyin

Onları bu hale getiren kim

Söyleyin

Bu kin niye?

 

Biz yarım yamalak yaşadığımız kaldırım üstü aşklarımız için ağlarken yol yol

Onlar nasıl yanar başlarında dönüp duran alevlerde

Bizim gönlümüz mü yanar sanıyorsunuz

Aç kalmış sırtı pek mi bize ne!

Hadi inkâr et bakalım daha nereye kadar allaşmayacak o yanaklar

Gözlerin nasıl çabuk alıştı bu arsızlığa

 

Bir küçük umut peşinde bir küçük çocuk için

İçi de çıplak kalmış sevgisizlikten

Daha ne kadar kötülüğe yeter dillerimiz

Biz birkaç adım atarız oy pusulasıyla

Bin ömrün başına evleri geçsin diye

Kime güveniyorsunuz

Ve niye?

 

AYŞE YALÇIN

06 Tem 2009 SOLUK SEVDALARDA KALDI AKLIM YİNE DE

solmu1

Soluk sevdalarda kaldı aklım yine de

İçine gönlümü boşalttığım şişeyi kimseler açmadı yıllarca

Açanlar da bilemedi içindeki kelimeleri okumayı

Oysa tılsımlıydı kelimelerim

Ve sevda yanığının izleri vardı her birisinde

 

Rüzgar kokulu sözlerim vardı söylenecek

Ve deniz dokunuşlu buselerim verilecek

 

Gülümseyişlerim vardı o küçücük şişede

Saklı tuttuğum içimde

Ve göstermeye kıyamadığım kimselere

 

Yazdığım mısralar vardı

Ve yazacaklarım

Beklediklerim vardı

Bir gün beni de bekleyenler olacaktı

Bilenler olacaktı şişemin kıymetini…

 

Gizli bakışlarım vardı benim

Hani bakar ve kaçırırdınız ya gözlerinizi

İşte tam öyle bakışlarım vardı benim de

Şişemdeler öylece

Sahipsiz

Ve kimsesiz

 

İşte bu yüzden soluk sevdalarda kaldı aklım

İşte bu yüzden soluk sevdalara hayranım

Beklemek zor

Ve nihayetsiz

 

Soluk da olsa sevdalar var çünkü etrafımda

Ve renkleri soluk da olsa mutlu rüyalar var görülen

Mutlu insanlar var yine de

 

Ama kemale ermiş sevdalara kaymış yüreğim bir kere

Kendimi bile kandıramadıktan sonra ben

Bütün bu masallar kime?

KATRE GÜLSÜN

 

06 Tem 2009 BERCESTE MISRALAR–IV

 

AHLÂK-SIZ

 

Kanunlar ahlâksızı getiremez hizaya

Kovarsın vilâyetten döner gelir kazaya

 

SAADET

 

Derdim saadetimdir, bal eyledim çileyi

Ömür sayfalarımdan siliverdim hileyi

 

SANCI

 

Zordur fikir sancısı, ateşi ruhu sarar

İçi karanlık olan güneşte kusur arar

 

GÖNÜL TOKLUĞU

 

Bunca büyük nimeti sana veren Mevlâ’dır

Bil ki gönül tokluğu, para puldan evlâdır

 

SIR

 

Kadının sakladığı en büyük sır yaşıdır

Kocaya çetin ceviz, ana sabır taşıdır

 

AYET

 

Doksan dokuz ismine gök ayet, yaprak ayet

Nasip eyle Allah’ım kalbimize hidayet!…

 

ASİLER

 

Alır mı ateşimi soğuk kabir taşları

Asilerin berzahta öne eğik başları

 

MANEVİYAT

 

İnsanoğlu gücünü maneviyattan alır

Sevgi çıksa sineden hayvanî yönü kalır

 

HAYIR

 

Sağ elin verdiğini bilmeyecek sol elin

Ya sus sonsuza kadar ya hak söylesin dilin

 

FELEK

 

Fırsatı kaza eder, feleğe kahpe dersin

Başın pamuk tarlası bin çeşit herze yersin

 

 

                                                   M.NİHAT MALKOÇ

 

06 Tem 2009 BİLİM YOLUNDA NEFİS VE HAKİKAT

     Hakikati öğrenme aşkına başka şeyler karışınca ne bilim oluyor, ne de gösterilen bu çaba ilahi makamda bir anlam kazanıyor. Biz hakikatin arkasından koşarken bunu niçin yapıyoruz, kimin için yapıyoruz? Gösterilen çalışmaya kutsiyet kazandıracak bir eylemde bulunuyor muyuz yoksa sadece gösteriş için mi öğreniyoruz? Hâlbuki daha iki gün önce ziyaret ettiğim hattat ustası gösteriş için öğrenilen ve başkasına anlatmak için bir isim kullanmak için öğrenilen bilgi faaliyeti kesinlikle günahtır diyordu. İmam Buhari gibi yaptığı işe kutsiyet kazandırmak bilim faaliyetine güzel bir anlam katıyor. Buhari yazacağı her hadi öncesinde abdest alarak yaptığı faaliyeti güzel kılmış.

    Bu yol çok uzun ve zorlu bir ol, zamanı ve mekânı Müslimleştirip o zaman ve mekânda sadece Allah akıyla bu çabayı sürdürmek. Zorlandığın ve tıkandığın yerde ‘’la havle vela kuvvete illa billahil aliyyül azim’’ diyerek Cenab-ı hak’tan yardım istemek

    Artık bu normu bir forma dönüştürme zamanı gelmedi mi? Bu mübarek faaliyeti kesinlikle ciddiye almak gerekir. Bilim tahsil ederken zamanı ve mekânı Müslümanlaştırmak çok önemli ve nefsinin bütün kötü arzularından kurtulup çalışma masasına besmeleyle oturmak yalnızca çalışacağın konuya odaklanmak. Öyle bir odaklanmak gerekir ki bütün zamanı ruhunda hissetmeli insan. Biz değil miyiz her işimize besmeleyle başlayıp bütün günümüzü anımızı kutsileştiren.

    Eğer biz yalnızca Allahın rızasını arkamıza alırsak ve yaptığımız işin kutsiyetine inanırsak ve yalnızca çalışacağımız konuya odaklanırsak işte o zaman Allah’ın o gizli hakikatleri ve sırları bize göz kırpacak, ‘’ben buradayım, gel beni bul diyecek. Bundan daha güzel ne olabilir.

 

OSMAN YAMAN

06 Tem 2009 AŞK VE ECYAD
 |  Category: ŞİİR  | Tags: , ,  | 3 Comments

aa

İnmekteyim kalelerden

Akka’dan, Nara’dan,Caber’den

İnmekteyim adım adım

Sesim kalmakta arkada, kuyuda,zindanda

Sesim kalmakta kanlı zamanda

Uğruna gözler yaktığım Kanije

Süleyman’ın aşk dediği

Aşk deyip kalp eylediği Azamiye

Bağdat’ın seması, ezanı ve duası

Yer ve gök,su ve ateş aşk ve Ecyad

Şimdi harabe

Aşk ve ecyad şimdi harabe

 

İnmekteyim vakar adımlarınızın değdiği taşlardan

Başımı döndüren yücelik tutmakta nefesimi

Gökleri görünce ruh parçaladı kafesi

İşte tanımaktayım bu duruşu, bu sessizliği

Ki bu sessizlik sonsuzluğum ensesi

 

Öteler öte kuşları konmuş avucunuza

Yemlerini kalbinizden yiyen

Sularını gözünüzden içen öte kuşları

Öteler konmuş ruh tacınıza

Yok olmakta tüm yıldızlar bu enfes parıltıda

 

İnmekteyim kalelerden

Akka’dan, Nara’dan,Caber’den

İnmekteyim adım adım

Sesim kalmakta arkada, kuyuda,zindanda

Sesim kalmakta kanlı zamanda

 

Otman’ın Osmanlı eylediği

Bir avuç toprak

Habil ‘in aşkı

Ateşe inat topraktan çoğalmak

Ve Kabil kadar inanmaktır

Otman’ın Osmanlı eylediği

 

Bir ses…

Doğan Hüma’dan

Elhamdülillah Elhamdülillah

Alındı ay karadan zindandan

Kayser doğdu inançtan ve rüyadan

Bir ses…

Doğan sonsuzdan

Duyan sonsuzdan

 

Mührü dört yüz yıl kırılmayan hazine

Yavuz’ u Selim eden Nebi tahtı

Kalpleri yanmaya götüren kapı;

Tebriz

Neredesin şimdi nerede

Sina ‘yı Nil eyleyen merhale

Neredesin şimdi nerede

 

İnmekteyim kalelerden

Akka ‘dan,Nara’dan Caber’den

İnmekteyim adım adım

Beşeri dost bilen

Aşk için bilenen kalp aleminden

 

HÜNKAR KARACA

 

 

06 Tem 2009 KELEBEK SUSUŞLARIM
 |  Category: DENEME  | Tags: , ,  | 3 Comments

still_in_need_of_a_title__by_pinkypinkee

Karınca kararınca bir hayatım varken, bir kanat çırpıntısı olan kalbimin atışlarıyla adımlarken hayatı boz bulanık tahayyüllerime sığmayan bir candım ben, eylemsizdim çoğu zaman, kısacık yaşantıma koca bir ömür biçmişti Yaradan. Ömür dedikleri şey benim için ışıktı çiçek kokulu aydınlığın müptelası olmaktı. Her kanat çırpışımda O’nun esmasını zikretmekteydim.

Nerden öğrenmiştim ki bu zikri? Annemde babamda bunu zikreylerdi onlara kim öğretmişti kanadlarımın çırpıntısına ismini O nakşeylemişti, Işık savaşçısı gibiydim, ışık olmadan yaşayamazdım. Öyle çok ışık kaynağı vardı ki burada, ilk ışığım, Güneşti hayata merhaba derken beni O aydınlatmıştı.

Hayatımın tek ışığı güneş değildi ki; en az güneş kadar sıcak beklide güneşten bir zerrecik olan yaratılan, ateş vardı o da güneş gibiydi etrafını aydınlatıyordu, güneş neydi peki kime yada nereye ait bir parçaydı? Yoksa o da cehennemin ibretlik bir zerresi Yaradan’ın ilahi bir mucizesi miydi? birde kainatın güneşi olarak bildiğimiz Rasulullah Muhammed Mustafa (s.a.v) vardı ki..

 O benim ve tüm alemlerin Sebeb-i Rahmetiydi, O’nu görememiştim belki ama ardında öyle nurlu bir yol bırakmıştı ki, o nurun izinde ilerliyorduk nasıl bir örnekti ki O, tahayyüllerimin ötesinde bir güzellikteydi, Yaratılan her şey Onu çok seviyordu. O nu sevmeyenlerde vardı ama onlar bile, O’nun yaşam şekline ahlakına hayrandılar.

Nasıl sevilmezdi ki O gül kokulu Resul..!?!.. O ki; miraçta bizler için cennetten vazgeçmişti, O zoru seçmişti bizim için. Ne kadar çok sıkıntı çekmiştin bizler için Ya Rasulullah! Bizlerse senin yolunda ne kadar gayretliydik ki, o muamma.. samimi bir ümmet olamamıştık sana, tabii Yaradan’a layık birer kul da olamamıştık, şu minnacık bedenimle sana olan sonsuz  sevgimi bir sen hissederdin belki de, kimse bilmezdi yüreğimdeki Muhammedi sevdayı; Yaradan sevgisiyle güzelleşiyordu sana olan muhabbetim, O na ne kadar yakınlaşırsam nasıl bir sevgidir ki bu ismin aklıma her gelişin de kalbim Kanatlarımdan daha hızlı bir ritimle çırpınıyor sonsuz bir umutla biliyorum bana kalp çırpıntılarımdan daha yakınsın ama Sensizliğim daha da derinleşiyor, her nefes alışımda vuslatımız ne vakittir bilinmez..

Ben sana olan özlemimi konduğum her çiçeğe rastladığım her böceğe fısıldıyorum. Ya Rasul Allah seni anlatıyorum onlara nedendir bilinmez onlarda seni çok seviyorlar tanıdıkça, ne kadarda merhametlisin Ya Rasul Allah, en çokta çocukları severdin sen, onlarda seni çok seviyorlar.

Hatırlıyorum da sarı saçlı kahve gözlü bir kız çocuğunun eteğine konmuştum annesine rüyasını anlatıyordu; rüyamda başımı okşardın o gül kokulu ellerinde bana neden sende onlarla oyun oynamıyorsun derdin bende burası neresi ben onları tanımıyorum ki dediğimde o pamuk ellerinle elimden tutar diğer çocukların yanına götürürdün burası cennet onlarda senin kardeşlerin demiştin ya, ben hep orada kalmak istiyordum aslında.

Her uyanışımda çocuksu bir tebessümle sana salâvatlar getirip de yorganımın altında gizli gizli ağlıyordum… Sensiz bir zaman diliminde yaşamak ne acı ve ne zormuş Ya Rasulullah.. Ashabını öyle kıskanıyorum ki senin elinle sulanmış bir çiçeğin taliplisi olmak isterdim ona konup da senin kokunu her zerremde hissetmek.. Ne muazzam bir duygu Ya Rabb! Aczimdendir iniltilerim,duyarsın bilirim.. Yarattığın her zerrenin aşkına,bu aczide cennet bahçende havzı kevserinin başında sensiz  bırakma..

 

LALENUR KÜBRA

06 Tem 2009 SEN
 |  Category: ŞİİR  | Tags: , , ,  | 2 Comments

 

wallpapersmania_alltollzorg_vol120-7

Sen,

Nazarımda kıymetini bir bilsen!

Gecenin koynunda yalnız başıma

Bırakmadan başucumda dikilsen…

 

Sen,

Üzerime annem gibi eğilsen!

Kanayan yarama Lokman’ca keşke

Ötelerden kutlu derman getirsen!

 

Sen,

Gülsen gül yüzünle, yüzüme gülsen!

Ayı kıskandıran güzelliğinle

Rüya âlemimi şereflendirsen…

 

Sen,

Sessiz gözyaşımı sessizce silsen!

Yıllarca çöl misal kavrulan yurtta

Yediveren olup tekrar dirilsen…

 

Sen,

Bahar muştusunu usulca versen

Bu kışın zemheri zamanlarından

Tutup ellerimi beni götürsen…

 

Sen,

Nurdan kanadını semaya gersen.

Bitirip zakkumdan acı azabı

Dudağıma şeker şerbet bal sürsen!

 

Sen,

Efendimsin, beni bu halde sevsen!

Bir pula satmadan panayırlarda

Kölen edip hep yanında gezdirsen!

 

Sen,

Nağme olup sözlerimi süslesen

Dinledikçe içten içe eriyip

Dilimde bitmeyen güfteye dönsen

 

Sen,

Ebeden kalbimin köşküne girsen!

Canımı yoluna feda ederdim;

Nazarına benden yana çevirsen…

 

Sen,

Bassan da bağrına, gönlümü çelsen!

Ömrümce bahtiyar olurdum inan

Hiç olmazsa düşlerime bir girsen!

 Sen… Sen…

 

İBRAHİM TÜRKHAN

 

 

 

 

06 Tem 2009 ÇİÇEKLER ATEŞTE KANLI MI AÇAR?

ciceklerim-ateste-acarkk_jpg1

Çiçekler Ateşte Kanlı mı Açar? 

“—Benim çiçeklerim ateşte açar diyordu senem.

—Çiçekler ateşte kanlı mı açar diyordu Bünyamin. “(*) 

Bir bakış, bir söz, bir an…

Ömrü mahvedecek silsileleri arka arkaya sıralayabiliyor.

‘Bu da olmaz ki’ dedikleriniz peşinizi bırakmayabiliyor.

Yaptığınız tek bir hata, sizi hatalara sürükleyebiliyor. 

İnsanoğlu bu beşer, elbet bir gün şaşar. Ama ödenen bedel neden böylesi zorlar? Şaşkınlıklara bedel mi? Hatalara bedel mi? İnsanlığa bedel mi? Yoksa günahlara bedel mi? 

Sonuna imza atmak için yarışa giriyor her hareket. Adımını atarken bin kez düşünüyor insan. Ne yapmalı, ne etmeli de kurtulmalı kendi hazırladığı tuzaklardan? 

Kendini burduktan sonra günahlarla, ağlamak yakarmak… Bazen sürüklemekle sonuçlanıyor içinde bulunduğun bedeni. Tek yapılacak olan inanmakken yüreğinle, sabretmekken…

O’na emanet olmakken… 

Bir bakış, bir söz, bir an…

Yok ediyor insanı.

Deli gömleğine sarıp kolları,

Kıstırıyor bir köşeye,

Umutla süslenecek yarınları. 

Bir çiçek gibi, masumken ruh doğunca, tek tek yapraklarından oluyor şeytanın darbeleriyle…  Bir cehenneme sürükleniyor en güzel düşler ve yanıyorlar düşemeden gönül semasına. 

Çiçekler açıyor elbet ondan sonra da ruhta. Ama gel gör ki o çiçekler ateşte ancak kanlı açıyor. Kanayarak açılıyor. 

Şaşkınlıkların bedeline,

Günahların bedeline,

Hataların bedeline,

İnsanlığın bedeline, 

Mutluluğun bedeline,

Canı acıtarak. 

(*) Ahmet Günbay Yıldız

 ELAM E. DOĞAN

06 Tem 2009 DOĞACAKSIN

Doğacaksın.

Silkerek yüzümdeki silleni

Sileceksin simetrik duygularımı.

Atacaksın bir köşeye çullanmış aşklarımı.

Bir anne gibi sarılacağım boynuna

Sokaklarını arşınlayacağım,

Ezanlar yankılanırken kulağımda…

Secdene varıp şükredeceğim Yarab,

Şahadetle dolmuş bütün yürekler adına!

 

Doğacaksın.

Emziğine karışmışken kan pıhtısı çocuklarımın

Bedir’in kokusu yakacak imanımı

Ali’nin kılıcı avuçlarımda

Zemzemle yıkayacağım kursağımı.

Ümmetinin mühürlenmiş dudaklarını Kudüs’le

İstanbul’la, Bağdat’la açacağım.

Ömer’in heybetiyle meydanlarda

Hamza’nın cesareti kollarımda

Ali’nin kılıcını sallayacağım

Ezanlar okunurken kulağıma.

O gece şahadet inecek hayatlarımıza.

Gökyüzünde muayyen bir nur!

Sen doğacaksın.

AYHAN ÖZTÜRKOĞLU

 

 

 

06 Tem 2009 ISTANBUL

ast 

Les oiseaux de quai

Me traînent vers les mers

Comme si je courais vers les souffrances

Istanbul se tord de douleurs

Au fur et à mesure que tombent sur moi

Les solitudes sans toi…

 

Dans cette ville obscure

Avec mon sang coagulé

Je déborde mes rêves

Les rues vides accentuent ton absence

Istanbul t’emmène de ville en ville…

 

Cette ville si grande se verse dans mes souffrances

Les oiseaux de quai me traînent

A leurs nuits fatiguées

Et là-bas Istanbul fouille de fond en comble

La solitude sans toi.

 

 

İSTANBUL
 

Rıhtım kuşları

Acılara koşarcasına

Denizlere sürüklüyor beni

Üstüme üstüme geldikçe sensizlikler

İnim inim inliyor İstanbul…

 

Bu karanlık kentte

Kaskatı kanımla

Sığamıyorum düşlerime

Boş sokaklar vurguluyor sensizliği

Kentten kente götürüyor seni İstanbul…

 

Bu koskoca kent acılarıma doluyor

Rıhtım kuşları beni

Yorgun gecelerine sürüklüyor

Ve orada sensizliği

Didik didik ediyor İstanbul…

 

Üzeyir Lokman ÇAYCI

06 Tem 2009 NE GÜZEL
 |  Category: ŞİİR  | Tags: , , ,  | One Comment

İtikadın sağlam, amelin sağlam,

Aşkla geçirilen, hayat ne güzel…

Ukbaya yönelik, emelin sağlam

Hasreti emziren gurbet ne güzel

 

Güzel düşünürsün güzel görürsün

Yeryüzünde, edep ile yürürsün

Allah için, canın dahi verirsin

Vuslata erdiren memat ne güzel

 

Daima Allah’a dayanırsın sen

Hakk’ın boyasıyla boyanırsın sen

Hakikat libasın giyinirsin sen

Saffeti besleyen iffet ne güzel

 

Dimağın doludur doğru fikirle

Kalbin temizlersin çok istiğfarla

Gündüzü oruçla gece zikirle

Afiyetle geçen vakit ne güzel

 

Asla inlemezsin, elemin yoksa

Aldırmazsın eğer selâmın yoksa

Dinler, konuşmazsın, kelâmın yoksa

Ümmeti süsleyen sükût ne güzel

 

Âşık İrfan her dem çile çekersin

Vuslat hasretiyle yaşın dökersin

Gönül bahçesine ümit ekersin

Rahmeti celbeden zahmet ne güzel

HIZIR İRFAN ÖNDER