
I. Sırrı kelamında adam.
“İkrâ, bi’l kalem” sırrına bir hazine açtın içinde (96/4) Beyazıd Bestami’ye türbedar oldun ilkin. Yıllar boyu bir işaretti beklediğin. Kapıda bekleyen türbedar elbet nasipdar olacaktı. Nasibin verildi. Diyorsun ki “ Gönül eri kalbini koruyan kimsedir.” İnandın ve sınanacaktın…�
II. Sırrı ahvalinde adam.
Her iklimin kutbu var ve bu iklimi koruyan da sensin. Bir yol açtın ilk adımı istemek olan. Sükûnet ve hareketi olmayan, hüznü ve neşesi bulunmayan mevsimler keşfiydi ömrün. Ümmi bir kafa, salim bir kalple seyre daldın. Dedin ki;
Ezel sırlarını ne sen bilirsin ne de ben
Bu muammayı ne sen çözersin ne de ben
Perdenin gerisinde seni beni bir konuşturan var
Perde kalkarsa ne sen kalırsın ne de ben�
III. Sırrı gönlünde adam.
“Gerçek şu ki gözler kör olmaz; ancak göğüslerdeki kalpler kör olur” (22/46) Muhabbeti mühür etmek istedin hayatına. Başkentin kalp oldu. Candan sual olunursa kötü dedin. Talip, müştak oldun. Mekânın muhabbet, gönlün arı duru bir hüzünle yöneliyor her şeye. “İstememeyi istiyorum” diyen Şibli’ye “O da istemektir, ondan da kurtul.” diyorsun. Azığın hüzün, ömrün içinin kuytularına dokunarak geçti. Sesin içinde yitti, kelimeler dağıldı, harfler eridi. Canının içine sırlı kelamlar bağışlandı. İyi ki oldun, oldun da kanlı hikâyenden muştular sundun.�
IV. “Bizi ziyaret eden gönlünde hüzünle döner.” dedin. And olsun ki, doğru söyledin gözaydınlığım.
BİLGE SAKİ

Salı, 2. Haziran 2009
“And olsun ki, doğru söyledin gözaydınlığım.”
Harakaniyi anlamak ve anlatmak biraz zor bir mesele, fakat anlayanların anlatması ile ne de güzel dile geliyor onun düşünceleri, ve ruhu kelimelerde ete kemiğe bürünüyor…