Ezanın okunmasına az kalmıştı, koşar adımlarla eve gidiyordu.Elindeki pideleri de soğutmak istemiyordu. Bütün gün aç kalmasından ötürü biraz kırgınlık vardı üzerinde ama huzurluydu. Aslında açlık değildi onunki, ruhunun tokluğunu hissediyordu, aç olamazdı, sadece bedeni akşam ezanına yaklaşmanın verdiği garip bir hüzün içinde idi.
Biraz sonra ezan okunacak iftarını yapacak ve her zaman yaptığı gibi biraz yemek yedikten sonra namazını eda edecek sonra da yemeğine devam edecekti. Ardından da duasını edecek hamdolsun diyecekti verilen tüm nimetlere… Elbette olmayanlara da Rabbi’nin vermesini isteyecekti. Bu düşüncelerle hızını biraz daha artırmaya çalıştı ama az daha bir dilenciye çarpacaktı. Ancak çok da umursamadı yoluna devam etti…
…
Yaz güneşi etkisini yavaş yavaş akşam serinliğine bırakıyordu. Dün gece sokağın başındaki lokantanın çöpünden ayıkladığı yemek artıkları ile sahurunu yapmış, akşama kadar iyi kötü sabretmişti. Ancak iftarı ne ile yapacağını bilemiyordu ama şüphesi yoktu elbet Rabbi bir yol gösterir, yardımına koşardı…
Zira Allah (cc) kendi rızası için gün boyu helal rızıktan bile vazgeçip ruhunu doyurma sevdasında olanın sevgilisiydi, şüphesiz yalnız bırakmazdı, tutardı kulunun elinden…
Bu düşüncelere dalmış giderken neredeyse bir ‘beyefendiye’ çarpıyordu. ‘beyefendi’ idi çünkü onun üzerindeki gibi paçaları yırtık bir pantolon giymiyordu, ayakkabıları da delik değildi. Gömleğinin ise ütü çizgisi bile bozulmamıştı ki onunki gibi düğmeleri sökülsün cebi sarksın… Hele de elindeki poşet içinde bulunan sıcak pide ve yaz sıcağının vazgeçilmez serinletici nimet karpuz büsbütün fark koyuyordu aralarına…
Öylece bakakalmıştı adamın arkasından… Ancak bu ‘beyefendi’ hiç de dönüp bakmamıştı belki fark etmemişti bile onu… Zaten herkes de bir iftar telaşı vardı kim farkına varabilirdi ki onun. Muhtemelen birazdan bu ‘beyefendi’ elindekilerle evine varacak evde sıcak yemekleriyle iftarını edecekti…
…
Ve nihayet ezan okunuyordu… Ezanı daha iyi duyabilmek için pencereye yaklaştı neden sonra gözü karşı caddedeki lokantanın çöpü içinde bir şeyler arayan dilenci gibi görünen adama takıldı. Bir anda dondu kaldı, beynine bir ok saplanmış gibiydi… Bu adam akşamüstü eve dönerken çarpmadan son anda kurtulduğu dilenci değil miydi? Hiç oralı olamamıştı hani! Dönüp bakmaya bile gerek duymamıştı… Yüreği alev alev oldu, gözleri doldu, dilinden şu sözler döküldü:
“Allah’ım ben ne kadar aç gözlü biri olmuşum verdiğin tüm nimetleri kendime ait gördüm… Her şeyden hiç çekinmeden aldım. Şimdi de onları afiyetle yiyebilmek için dakikaları sayıyorum. Oysa kapımın önünde ‘sokakta’ aç yatanları görmekten bile acizim…
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” dememiş miydi Peygamber efendimiz(SAV) bu yaptığım ne şimdi? Hâlbuki ne de huzur dolmuştum gündüz nimet vereni fark ettiğimde… Fakat nimeti ‘ben’im sanmışım…’ben’im sanmışım…
Affet yarab! Affet yarab!” bu son sözlerini söylene söylene aşağı koştu, caddeden geçen arabalara aldırmadan karşıya geçti ve dilenci gibi görünen ama dilenmeyen adamı kolundan tuttu;
” Ne olur kardeş gel beraber iftar edelim. Hem sen güzel yiyeceklerle iftar etmiş olursun, hem ben gün boyu oruçla erdiğim huzuru geceme de yansıtmış olurum. Gel ‘kardeş’ gel, eyleme beni ‘fakir’ gel…”
…
YA RAB! YA RABBEL ÂLEMİN!
Düşünenlerden kıl bizi, eyleme gafil bizi!
Bedeni açlığımızı ruhi açlığa çevirme ya Rab!
Uyarılmadan uyanlardan eyle bizi!
Hatırlatılmadan da hatırlayanlardan…
Ramazan’ı ay değil yıl kıl bize…
Sadece bedenimizi değil, ruhumuzu doyur ya Rab!
Zira rızık senden, lütuf senden, ihsan senden…
Gayrı kılma ihlâsı mü’minden ayrı… Yaşatma hasretini, çölde bırakma inanan kalpleri…
İnandık Ya Rab!
İnanıyoruz Sen ‘Sen’i sevenden ayrı durmazsın!
Elbet vuslatımızda sen varsın!
Başka yâre ne hacet ya Rab!
Bu günler ancak “dost” ile güzel,
Dost elinden uzak eyleme ya Rab!
SAHRA ARAZ

Son Yorumlar