Tag-Archive for ◊ Mehmet Akif Baltacı ◊

20 Ara 2009 Editörden

kapak-deneme

Kısa bir fasıladan sonra yeni sayımızda tekrar sizlerleyiz.

Kış mevsiminin iliklerimize işleyen ayazlarına karşı.

Sıcacık bir gülümseme ile çalıyoruz hanemizin sakinlerinin kapılarını.

Bir demet kardelen elimizde.

Gönül dünyamızın sıcaklığı vuruyor yüzlerimize

Sûkut meclislerinde yarenlik ediyoruz dostlarla.

Konuşmadan  gönül diliyle anlaşıyoruz.

Yine dolu ve sıcacık bir sayı ile karşınızdayız.

Zaman`ın ne kadar çabuk geçtiğine bir kez daha şahit oluyoruz.

13.sayı! bir evladın annesine gülümsemesi kadar sıcak ve anlamlı.

Rabbim 100.1000.sayımızı da  nasip etsin bize.

Gönül çeşmemize bir bardak su da benden olsun diyen tüm dostlarımıza şükranlarımızı sunuyoruz..

Bir daha ki sayımızda görüşmek dileğiyle.Rahman yardımcımız olsun..

Mehmet Akif Baltacı

20 Ara 2009 Ruhum Ötelere Hasret

kaldrm

Gönül mabedimde okunan salalarla uyanıyorum bu sabah.Yüreğim yıllardan kalma kitapların raflardaki tozlu hali gibi.Yine savruluyor samyeli rüzgarlarında.Her nefes alışımda bir günahın diyeti gibi yanıyor ciğerlerim.Yanmak temizler tüm günahları diyor bir ses.Yanmışlar yanmaz ki diyorum içimden.Bir narın yaktığı sineleri su bile söndüremez.

Ve uçurumlar, en onulmaz yaraların ilacı.Bir hayatın tüm gerçekliğiyle gözler önünden geçişi.Ve bir 14`lü, ölümle yaşam arasındaki çizgi.Tek bir kurşunun anlattığını kim anlatabilir.Ellerimden kayan bir hayat,ayaklarıma takılıp yerlerde sürünen ruhum.Uzaklara dalıp giden gözlerim.

Denizin kayalara vuran ve ruhumu okşayan buz gibi suları.Uzaklar çağırıyor beni,ruhum ötelere hasret.Bırakasım var kendimi uçsuz bucaksız ummana.Ya da en iyisi alıp başını gitmek.Bilmediğim,görmediğim uzak ülkelere.Belki bulurum aradıklarımı.Yıllardır bir deli sevdaya meftun ruhuma,belki bir inşirah bahşedilir okyanuslar ötesinde.

Korkupta yüzleşemediğim her şeyi ardımda bırakmak istiyorum.”Korkmak” bu kelime uğramamıştı ne zamandır semtimize.Şimdilerde ise çepeçevre sarıyor her yanımı.Sonbaharın en güzel halini gösteren kasım ortasında üşüyorum.Her uzattığımda boşluğa çıkan ellerim.Yine boşlukta.Yalnız değilsin der gibi yapraklar düşüyor ellerime .Her rüzgar esişinde kanayan yaralarım sızlıyor biraz daha.Bir ruhun kansere müptela oluşunu adım adım yaşıyorum.Hüzünbaz yüreğimin ilacı ötelerde ,Öteler çağırıyor beni…..

Mehmet Akif Baltacı

 

11 Eki 2009 Editörden

img_1891

Bir sonbahar günü başlayan yolculuğumuz ,yine sonbaharı hissettiğimiz şu günlerde  1.yılını doldurdu.Haşyetle açılan eller fedakarca koşturmacalar,bir rüya aralığında gördüklerimizi gerçeğe dönüştürdü.

Her sayımızda gönül evimizin sıcaklığı dostlarmızı da sardı.Onun rızasıydı dileğimiz  ve isteğimiz .Bir annenin evladına şefkatini gördük Dilhanemizde ,bir babanın kalenderliğini kimi zaman.Yazılarıyla içimizi ısıtanlarımıza en içten dilekleriyle amin dedi okuyucularımız .

Elimize geçen her sıcacık sayımızı ,uzatmak için bir çift göz aradık .Darda kaldığımızda esmalar yetişti imdadımıza .Okyanus ortasında kalan bir saman çöpü olduk kimi zaman ,Yunus balığının karnındaki Hz.Yunus gibi.

Koskoca bir yılın izdüşümleri yansıdı bu sayımıza .Bir yılım emeği ,tecrübesi ,hataları ve güzellikleri aynı zamanda.Yolumuz ince ve uzun biliyoruz .Yoldaşlarımız hiç bırakmayacak bizi  ,beraber çıktığımız bu yola yine beraber devam edeceğiz.

Bu sayımızda da söyleşi isteğimizi geri çevirmeyen Değerli Sadık Yalsızuçanlar`a ,Vakit gazetesi yazarı D.Ali Taşçı hocamıza ,Recep İpek kardeşime ,biricik ekibimize ve tüm gönül dostlarımıza teşekkürlerimizi sunuyoruz..

Rahman Ellerinizi Bırakmasın

MEHMET AKİF BALTACI

11 Eki 2009 Cennetin Çocuklarıydık

1175395890e1_kinaci-99

Bizler cennetin çocuklarıydık.Sonbaharın rüzgarlarına savurduğumuz hüzünlü yüreklerin sahibiydik.Belki buğuluydu gözlerimiz , yenilmişliğin en acısını taşıyordu yüreklerimiz.Söyleyemediklerimiz söylediklerimizden daha fazlaydı sanki, titrekti ellerimiz ,belki boğuk çıkıyordu sesimiz ama asla çaresiz değildik çünkü cennetin çocuklarıydık biz.

Gecenin siyahında yoğrulmuştu benliğimiz , güldüğümüz nadir görülmüştü ,mutluluğu bir demet gülde aramıştık her daim .Yeryüzü denen mescitte bir cemaattik tek başımıza.Yazdığımız şiirlerde kanardı yaralarımız ,gözyaşlarımız hep içimize akardı .Ağlayan bir çocuğun hıçkırıklarında bulurduk kendimizi ,kimi zaman dostların gamlı meclislerinin havasını solurduk.Vefa en güzel yanımızdı ,ihanet hiç uğramamıştı semtimize .,

Sevgilinin yolunu gözlerdik aynı köşe başında.Bir gülün dikeniyle solardı ruhumuz.Belki söyleyemezdik içimizdekileri ,kimi zaman ürker ,kimi zaman korkardık .Yaktığımız şiirlerden çıkardı gül kokusu.Minarelerin gölgesinde serinlerdi ruhumuz , güneş tutulmasınıı içimizde yaşardık.Kimse bilmezdi derdimizi .Mona Roza dan kaldırmlara uzanan bir çizgiydi yaşamak.Sokak lambalarının anlatııklarını anlamaktı meziyetimiz.

İstasyonlara kazıdığımız adların sayısı yoktu belki , her tren gidişinde dolardı gözlerimiz .Nedense cenneti görmedik bu dünyada  ama cennetin çocuklarıydık biz .Her hazanda buz keserdi ellerimiz ,çare değildi eldivenler üşümelere .Ancak ateşle yanan bağrımızda ısıtırdık ellerimizi.Isınmayı öğrenemedik bir türlü ,nedendir hep yanmak düştü payımıza.

Zaman dedik çaresizliğimize , hep mesafeler engeldi bize.Her şeyin bir bedeli olduğu gibi yaşmanın da bir bedeli vardı .Ya cennet ya cehennemdi sonumuz.Hiç görmesek de ,hak etmesek de bizler cennetin çocuklarıydık.İçimizdeydi cennet ,baharı olmayan ,terkedilmiş coğrafyaların adıydı belki.Kirliydi ellerimiz cennette yıkayacaktık onları ,evimiz bizi bekliyordu.Çünkü biz cennetin çocuklarıydık.

MEHMET AKİF BALTACI

01 Eyl 2009 EDİTÖRDEN

Ayın , güneşin ve yıldızların en parlak olduğu mukaddes zaman dilimlerindendir Ramazan. Recep ve Şaban `ın müjdelediği 11 ayın mukaddimesidir. Vahdaniyet`in temsilcisi Minarelerden okunan Muhammed-i Salaları  yudum yudum yüreğimize akıtan bir ab-ı hayattır.

İftar vakitlerinde heyecanla oturulan sofralar , suyun azizliğinin , ekmeğin kutsallığının bir kez daha anlaşılmasına  , birlik ve beraberliklerin perçinlemesine sebep olur..

Tan yerinin ağarmasından , akşam güneş batıncaya kadar Rabbinin rızasını kazanmak isteyen insanların kaynaşma iklimidir Ramazan. Dua dua karıncalanan eller , gözyaşlarıyla temizlenen paslı sineler , oruçla birlikte Rahmana doğru üveyikler gibi kanat çırpar. Mahyaların ışığıyla aydınlanan gecelerimiz , sahurun o mahur bakışlarıyla ısıtır içimizi. Bir tas çorbanın komşularla paylaşılması , bolluğun , bereketin ve yardımlaşmanın sembolüdür .

Yoksulların karnının doyması , çadırlarda açılan iftarlarla göğe çıkan Rahman sesleri , bir tebessüm sıcaklığıyla seslenir insanlığa.Gürül gürül okunan Ruhu Revanı Muhammedi ile kılınan teravih namazlarının ardından  sıra Rabbimize verdiği nimetler için şükretme zamanıdır.Ailelerin aile olduklarını hissettiği , evlerin sıcacık bir anne kalbi olduğunun anlaşılması , pidelerin el yakan buharlarında saklıdır aslında.

“Fe eyne tezhebun “ Nereye gidiyorsunuz ayetinin seslenişiyle kendine gelir müminler Rahmanın ikazlarına karşı çeki düzen verirler kendilerine . Ölümle yaşam arasındaki ruhani çizgide yaşamanın zorluğu bir kez daha anlaşılır sonbaharı bekleyen gönüllerde. Belki de son Ramazandır bu hasretle beklediğim , son oruç , son teravih ve son bayram , beklide affedilmem için son fırsat , diye içinden geçiren ezeli mabuda boyun eğmiş kullar , bir kat daha heyecanlı yaşar bu kutlu macerayı.

Mükellef sofralarda açılan iftarlar Asr-ı saadete götürür sevgiliye hasret gönülleri , bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya diyen Efendimizin bir hurmayla birkaç gün oruç tutması , gözyaşı pınarlarımızdan damlayan birkaç damla özlemle şereflendirir soframızı.Kardeşlerim deyişi gelir aklımıza keşke keşke burada olsaydın da anamız babamız sana feda olsaydı diyen aşıklar hüzünlendirir onu .

Salavatlarla arşa çıkan bülbül sesleri , güle gönderilen selamların kabulüyle kıskandırır gök ehlini .Kırılan hayal köşklerimizi , mübarek iklimlerde  okunan ezanlarla tamir etmeye çalışırız. Yaşadığımız fetret devrini aşıp , ahir zamana yelken açan hayat gemilerimiz Gönül dünyamızdan esen ılık rüzgarlarla yol bulur uçsuz bucaksız denizlerde . Yapayalnız ve kurak kalan yeryüzü Rahmet muştularıyla dile gelir ve yerini alır tarih sayfalarında. Beyazlık işlenirken gecenin siyahına , melekut alemi iner yeryüzüne sessiz adımlarla ,

Yataklarını terk edip huzura çıkanların avuçlarına , bir damla rahmet bırakarak müjdelerler affedildiklerini ,

Gündüzleri nur yüzlü annelerin okuduğu mukabelelere karışır meleklerin amin sesleri , ezansız şehirlerde yaşayan müminlere dua ile son bulur yakarışlar. Kurumuş ,  yok olmuş bedenler , okunan Yasinlerle ete kemiğe bürünür ve bir çığlık olup seslenir maveradan. Bu ayın içinde Rabbimizin bizi affetmek için yarattığı Rahmet gecesi vardır . Bütün geceleri kendine hayran bırakan Kadir gecesi . Bin aylık mesafeleri bir gecede kat etmemize vesile olur.

Günahkar ellerle Rabbine el açan mahcup müminlere , günahsız bir şekilde Rabbinin huzuruna çıkma fırsatı verilir . O gece Rahmet vadilerinden boşanan ab-ı hayat , ebedi bir yaşama açılan kapı olur. Sineleri çatlatırcasına edilen samimi dualar , Rahmanın katında , en üst derecede kabul görür . Ayın , hilale dönüşmesi ile son bulur Ramazan , bir 11 ay daha beklemek düşer bize. Onu en iyi şekilde değerlendirenler asıl bayramın tadına varır. Bunu başaramayanlar ise Rahman ın kapısında bekler durur.Affedilmek Ümidiyle

Rahmetin sağnak sağnak yayıldığı şu günlerde,yine karşınızdayız . 11. sayımızla amin diyoruz tüm dualarınıza. Gönül evimiz biraz daha  doluyor ve Rahmet yağmurlarını bekliyoruz.Semaya kaldırınca başımızı “Ya Fettah” esmasıyla serinliyor yüreklerimiz .Ramazanın bitimiyle dolduruyor dergimiz 1.yılını .Tüm güzellikleriyle bir daha ki sayımızda buluşmak dileğiyle

Hayırlı Ramazanlar

 

MEHMET AKİF BALTACI

06 Ağu 2009 Editörden

Bir seher vakti başlayan yoldaşlığımız, şimdilerde bir  ,iki , üç derken bir elin parmaklarına ulaştı.Dilhane Dergisi 10. sayısı ile karşmızda.Sözümüzü , özümüzle birleştirip sizlere sunduğumuz yazılar şimdilerde daha anlamlı.Ve söz can buldu .Herkesin kendi gönlünden üflediği nefeslerle biraz daha yol alıyoruz şimdi.Kutlu gecelerin aydınlık sabahlarını yudumladığımız şu günlerde , bereketin hanemize de bulaşmasını istiyoruz.Sonbahar tadında yaşadığımız yaz aylarını ,ferahlatıcı yağmurlarla serinletiyoruz.Bir demet kırmızı gülle çalıyor hanemiz ,kapılarınızı.Sabrın , sukutun ve hasretin terketmediği edeb topraklarından sesleniyoruz şimdilerde.Hanemizde atan nabızların sayısı gün geçtikçe artıyor ve sukütün nabzını tutmak düşüyor bize.Susuz gönüllere rahmet Ramazan ayak seslerini biraz daha arttırdıkça , dergimizde takılıyor onun gölgesine.Dolu dolu bir ramazan sayısıyla çıkmak istiyoruz karşınıza.Ve 1. Yılımızında yaklaştığını hatırlatmak istiyoruz.

Baki Selamlarımızla

Mehmet Akif Baltacı

01 May 2009 SEVDA GÜNCESİ

sevda-gancesi

        Yine kırgın, sönük ve paramparça bir hayatın ortasında savrulup gidiyorum..Kırık,dökük umutlar paramparça hülyalar kırlangıç kanatlarında sıcak ülkelere doğru hüzünlü bir yolculuk yapıyor. Ümitsizliğe inat, taptaze ümitler bekliyor onları sıcak coğrafyalarda.

        Her geçen gün biraz daha yaşlandığımı hissediyorum ruhumun kıvrımlarında. Her ne kadar dik durmaya çalışsamda, iki büklüm olmuş ruhumu dik tutmayı beceremiyorum. Nereye baksam o, nereye gitsem o ve bütün çıkmaz sokaklar ona çıkıyor. Napolyon’un Josephine yazdığı mektuplar kadar özlem dolu bir yürek taşıyorum ona. Koşarken sendeleyip yere serilen küheylanlar gibi yenilgi hüzünleri sarıyor bedenimi,

         Kaybedilmiş her şey adına avuçlarıma gül yaprakları doldurup savuruyorum ona doğru, belki bir can , bir diriliş üflüyorum onun benden habersiz gönlüne ..Değil mi ki başlangıçlar onadır ve dönüşler ona ..

         Aşkın kutsallığını anlatıyorum mühürlenmiş kalplere. Bir tılsım, bir sihrin var oluşu itiyor beni kelimelerin uçsuz bucaksız dünyasına ..Konuşmaktansa kelimelerin ruhunda barındırdığı bilmecelerle anlatmak istiyorum her şeyi ona.Biraz çıldırmışlığın meramı değimlidir zaten yazılar ve şiirler .Beynimde kurguladığım yolcuklar ,alıp başını gitmeler ,gidipte dönmemelerin sırları aslında burada gizlidir..

         Yüreği yanmış, hasrete Dilbeste olmuş gönüllerin sığınacağı coğrafyalar hayal ediyorum, kutuplarda soğuktan kavrulmuş esmer delikanlılarla birlikte sevdasız coğrafyalara yazdırmak istiyorum adımı.

         Sevda ne yüce duygudur. Sevip de sabredenlere sonsuz bir hayat bahşedilmiştir sıratın öbür ucunda. Orada anlamı yoktur, boş odaların, aşkın, karşılık bulamamanın orası sadece ücrettir. Çektiğin derdin ve tasanın başkaları tarafından ödenmiş faturasıdır adeta..

         Bazen bir tufan istiyorum Rabbimden sevdalıların içinde olduğu bir gemiyle alıp başımı gitmek istiyorum. Arkamda kalanları düşünmeden, nisan yağmurlarıyla bir sabah farklı bir mekânda uyanmak geçiyor içimden.

 

 

 

                              MEHMET AKİF BALTACI