Tag-Archive for ◊ Nurullah Genç ◊

01 May 2009 YAĞMUR ŞAİRİYLE SÖYLEŞTİK

Dilhânemizin ilk söyleşisini edebiyatımızın “Yağmur’ a müptela” şairi Nurullah Genç ile yaptık. Akademisyen, danışman ve şair kimliğiyle tanıdığımız Nurullah Bey bizlere şiir yolculuğunu ve ızdıraplarını anlattı. Peygamber sevgisini en dorukta hislerin tezahürüyle dile getiren Nurullah hocamıza şiirin hayatındaki adını sorduk. Son olarak bizlere “Ben onlardanım, onlar bendendir” diyerek kalbi yakınlığını dile getirdi. Hocamıza teşekkür ediyor, hürmetlerimizi sunuyoruz.

 

 nurullah-gena

 

Kendinizi nasıl tanırsınız? Nurullah Genç’ i kendi ağzından dinleyebilir miyiz?

49 yaşında Kocaeli Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi. Şair olarak bilinen; işletmelere danışmanlık yapan, bir tarafı ekonomist, bir tarafı edebiyatçı, sporla ilgilenen, yakın zamanda bir satranç turnuvasında birincilik almış, masa tenisi oynayan, zaman zaman çok dalgın, zaman zaman çok uyanık, bazen şen şakrak, bazen çok mahzun, hayatı mantıklı ve makul sınırları içerisinde yaşamaya çalışan bir vatandaş.

 

Sizi şiire uyandıran neydi?

Şiir ve sanat çizgisindeki hatıralarım çocukluk yıllarına dayanır. Erzurum’ un Horasan ilçesinde bir dağ başına kurulu, okulun olmadığı, yolunun izinin zor bulunduğu, kışın aylarca yolunun kapalı kaldığı bir köyde 9 yaşına kadar yaşadım. Böyle bir köy nasıl böyle bir başlangıcı oluşturabilir diye düşünebilirsiniz. Köyün en yaşlısı Bekir ağa dedemdi. 1.Dünya Savaşında Ruslara esir düşmüş, Sibirya’ ya götürülmüş, 4 yıl orada esir kalmış, Rusların “Senin gibi bir adam esir olamaz, olsa olsa sultan olur.” diyerek gönderdikleri bir adam. Geceleri zaman zaman acaba yollarda kalan var mı diye bacaya çıkıp çevreyi gözetleyen bir adamdı. Bizim orada kış geceleri uzundur. Köylüler akşam bize gelirdi, Bekir ağa başta olur, köylüler hiyerarşik biçimde otururdu. Bir konu açılır ve o konu hakkında bir iki saat konuşulurdu. Siyer-i Nebi okunurdu. Köy odasında Fuzuli’ den gazeller okunduğunu düşünün. Yunus Emre, Mevlana, Sadi Şirazi, Dadaloğlu, Karacaoğlan, Köroğlu, Âşık Şenlik gibi isimlerden şiirler okunurdu. Böyle bir eğitim içerisinden geçtim. Hayatım orada değişti, farklılaştı. İlkokula gittiğimde şiiri bilen, birçok şiiri ezberden okuyan biriydim. O yıllar çok şey kazandırdı bana.

 

Peki, yaşadıklarınızla ne kadar sizsiniz?

Ne kadar hissediyorsanız, o kadar benim. Şunu bilmeniz lazım, yaşamadığım buna rağmen yazdığım eserler vardır ama ben onları hiç sevemedim. Onlar benim eserlerim içinde yer almadılar. Yani sırf yazmış olmak için yazdığım eserler oldu, onların bir anlamı yok. Sanat, edebiyat masa başında üretilmez, kalpte üremeli önce, içte türemeli türeyecekse. Gelişecekse önce ruhta olmalı. Önce ses olarak var olmalı sanatkârın içinde şiir. O ses sanatkârın içinde durdukça, sanatkâr adeta kendi ruhundan üflüyor. Benim şiirlerimden ruh halimi çıkarabilirsiniz, eğer öyle değilse uydurmadır, yapaydır.

 

Nurullah Genç neler yaşıyor da bu kadar içli çığlıklar yükseliyor?

Doğmuş bir bebeğin yüzüne baktım, ölmüş insanlar gördüm. Çığlık çığlığa ağladığım zamanlar oldu. Hayatın iki kutbu arasında gidip geldim. Kesinlikle donuk bir insan değilim, her şeyi en gerilimli haliyle dorukta yaşamayı seven birisiyim. Bununla birlikte ortaya koyduklarımın yaşantımdan etkilenmemesi elbette mümkün değil.

 

Şairlik kimliğinizin yanında akademisyenlik kimliğiniz de var, ancak siz daha çok şiirlerinizle tanınıyorsunuz. Bu durum sizde bir rahatsızlık uyandırıyor mu?

Tanınma bilinme adına rahatsızlıklarım yok. Şiirlerimi insanlara ifade etmek isterim ama alkışlanmak gibi bir istediğim olmadı. Şiirle ilgili düşüncelerim var, 17 şiir kitabını tek kitapta toplama hayalim var. Öldükten sonra bana dua getirecek, hayırla yâd edilmemi sağlayacak eserler ortaya koyabilmek istiyorum. Alkışlanmak derdim değil, ben öldükten sonra bütün dünya beni alkışlasa n’olur. Allahu Ekber sözünün ardından tüm büyüklükler bitiyor. Neyimiz var ki kibirle yürüyelim? Öyle beklentilerim yok, böyle olunca kimseye eyvallahınız da olmuyor.

 

Nurullah Genç deyince akla ilk “Yağmur” naat-ı şerifi geliyor, bu durum sizde nasıl bir his uyandırıyor?

Yağmur güzel bir şiir, öyle bir gerilim içinde yazdım ki… Ben Peygamberime (s.a.v.) niye bir naat yazmıyorum, yazamıyorum. Ben Müslüman bir şairim diyerek on yıl ızdırabını çekmişim. Sonra böyle bir yarışma oldu. 3 aylık bir sürede kendimi dışa tamamen kapatarak yazdım. Nasiptir, öldükten sonra arkamda taşıyacağım şiirlerden biri.

 

Yazılış sürecini hepimiz biliyoruz fakat “Yağmur“ oluşurken kafanızda önce kelimeler mi vardı yoksa tema mı?

Hep düşünüyordum, ben bir naat yazarsam farklı olmalı, hem bu günü hem geleceği anlatmalı. Her şeyiyle diğer naatlardan farklı olmalı. 1980–1990. 10 yıl.3 aylık bir inzivadır o. Bu fikirlerle yazdım.

 

Rüveyda en beğenilen şiirlerinizden. Özel bir hikâyesi var mı?

Her şiirin bir hikâyesi vardır. Rahmetli şair ağabeyimiz Dilâver Cebeci’ nin yazdığı ve kitap olarak da yayınladığı “Sitare” şiiridir çıkış kapısı. 1994’ te Osmaniye’de Güneysu şiir akşamları yapılıyordu. Dilaver ağabey Sitare şiirini okudu ama takıldım. Bu şiirde bir şey noksan diye düşündüm. Yolculuk esnasında yıldız anlamına gelen Sitare’ye ben olsaydım ne derdim diye düşündüm. Aklıma Rüveyde sözcüğü geldi, Rüveyda Rüveyde’den galattır. Rüveyda naif, güzel, ince, kırılgan anlamında. Erzurum’a döndüm. Herkesin bir Rüveyda’ sı var diye düşündüm. Herkesin kendisini adadığı bir şey var. Birisi için peygamberdir, birisi için Marx’tır. Birkaç gün bunu düşündüm. Ulaşıyor insan ama bir de bakıyor aradığı gibi değil. Herkesin bir Rüveyde’ si yani emeli, kırılgan noktası var, bunu ölüm perspektifli düşündüm. Hz. Peygamberin hadisi aklıma geldi, şiire bu düşünceyle başladım. Hz Peygamber ashaba insan hayatını anlatırken uzun bir çizgi çiziyor, diyor ki; “Bu insanın emelleridir” , Rüveydası bu kadardır yani. Kısa bir çizgi çiziyor “Bu da ömrüdür.”  diyor. Emellerine koşarken bir de bakarsın ki ölüvermişsin. “At vuruldu içim paramparça Rüveyda gölgelerin ardına sakladım kusurumu sen orada kayıtsızca gülümsüyor gibisin”

İnsanlar Rüveyda diye biri var şair bunu sevmiş diye düşünüyorlardır. Böyle bir şey yok. İnsanlara kızmıyorum, şiirlerimi sevdaları için dayanak oluşturabilirler. Hayal kırıklığına uğramasınlar diye çok açıklamıyorum.

 

 n_genc2

O halde yazarken okura yönelik bir beklenti içine girmediğinizi söyleyebilir miyiz?

Hayır, öyle bir beklentim yok. Şiir bir alana hapsedilmemeli. Okur dilediği gibi anlasın, buna kızmıyorum.

 

Tarih boyunca hemen her şair tarafından tanımlanmış olan şiir sizce nasıl bir anlama sahip?

Şairin şiirden başka kendisini daha etkin ifade etme yolu yok. Nesir bunu yapma kabiliyetine sahip değil. Ya iki mısra ile ifade edersin ya da sayfalar dolusu yazarsın. Yunus emre “Bir kebele büründüm, Yunus diye göründüm” diyor. Bundan iyi ifade tarzı olamaz. Şiir böyle bir şey, çok etkili bir ifade tarzıdır.

 

Günümüzde edebiyata olan ilgi arttı. Edebiyat dünyasının şuan ki halini nasıl buluyorsunuz?

İlginin artması güzel ama biraz derinliğin artması lazım. Derinliğin artabilmesi için de düşünce koordinatlarımızın hem değişmesi hem de gelişmesi gerekiyor. Yani bilgi sahibi olmak, o bilgiden yola çıkarak düşünce yeteneğini geliştirmek sanat ve edebiyatın derinliğini yakalayabilmek ve geçmişine vakıf olabilmek gerekiyor.

 

Şiirlerinizde büyülü bir sembolizm var. Edebiyat ve sanat akımları doğrultusunda siz kendinizi nerede görüyorsunuz? Bu akımlar şuan şairler tarafından tartışılıyor mu?

Hiçbir tartışmanın içine girmedim bugüne kadar. Türkiye de birtakım akımlar tartışılıyor zaman zaman. İlgilenmiyorum. Ben eserimi ortaya koyuyorum. Bir yerlere dâhil olmak çok umursadığım bir şey değil. Ben bu ızdırabı zaten çekiyorum ve yazıyorum.

 

Genç şairler şiir okumalarında nasıl bir yöntem izlemeli?

Bunun için dört şey söyleyeyim; bilgi, tecrübe, yetenek, motivasyon. Dördünün olmadığı yerde başarı olmaz. Çok yetenekli bir arkadaş var, bilgisi yok, o şiir yazamaz. Şiir, edebiyat bilgisi lazım. Gençlerin bu kriterlere bakmalarını öneririm.

 

Son olarak sizi sevenler ve dilhâne okurlarına bir mesajınız var mı?

En kalbi muhabbet duygularıyla selamlıyorum hepsini. Çok özel bir okuyucum var, onu biliyorum. Onlar da bilsinler ki Nurullah Genç kendilerinden biri. Ben onlardanım, onlar bendendir. Hepsine selam olsun.

BİLGE SAKİ-EFNAN KARADEMİR