Kullandığımız sözcükler bizi anlatır aslında, karakterimizin aynasıdır. Mesela; bıktım, sıkıldım, dayanamıyorum, yeter artık, yoruldum gibi kelimeleri sıkça kullanan biri için karakter tahlili yaparsak ilk olarak o kişiyi ‘sabırsız’ diye nitelendiririz. Hele de her yaptığını yarıda bırakıyorsa, vazgeçmeyi alışkanlık haline getirmişse bu kanımız artık kesinleşmiş olur. Artık yol alırken, eğer bu vasfa sahip kişi/kişiler varsa çevremizde önlemimizi ona göre alır her türlü vefasızlığa hazırlıklı oluruz, olmak zorunda kalırız. Keza hayat kısa, yol meşakkatli bizi bu yollarda heba etmeyeceklerle beraber olmada fayda var. Onları bırakıp kaçmakla da sorun çözülmez.
Ancak bu dertlere çare olabilecek bir teselli kaynağımız var ki O her zaman bize sabrı ile örnek olmuş, yaşadığı devrin güneşi olmuş yanındakileri her zaman aydınlatmış, ışık olmuş karanlıkta kaldıkları anda, kara sevdalılar gibi olup vazgeçmemenin ne demek olduğunu anlatmış çektiği bütün sıkıntılara karşı dimdik durarak.
Peki, kimdir emsalsiz sabır sahibi? Elbette Rabbin habibi ve Resulü peygamber efendimiz Hz. Muhammed’dir (sav). Taif’te taşlandığında, Uhud’da yüzüne miğferinin parçaları battığında, namaz kılarken başına işkembeler koyulduğunda; ellerini semaya kaldırarak söylediği tek bir şey vardı:’ Ya Rabbi onlar bilmiyorlar. Bilselerdi yapmazlardı’
Sadece bunlar değil elbette sabrının göstergesi; kendisine hakaretler etmesine rağmen Ebu Cehil gibilerinin kapısına defalarca gitmiştir Rabbini anlatmak için ve hiç vazgeçmemiştir kara sevdasından.
Sadece bunlar değil onun sabrını bize anlatan; daha doğduğunda yetim olması, daha sonra annesini ardından dedesini kaybetmesi ve bu hal üzere büyümesi ancak hiç şikâyet etmemesi de sabrının ayrı bir boyutudur.
Aslında onun sabrını tam olarak anlatabilmeyi çok isterdim ancak ‘sabrı’ hakkıyla yaşayamayan biri olarak belki bunları bile yazıyor olmam haddimi aşmama sebep olmuştur. Zira onun sabrını birazcık olsun anlatabilmek için önce biraz aç kalmayı öğrenip nefsi ıslah etmek sonra öğlen güneşi ile değil de yakamozla uyanmak lazım. Tabii bunlar da yetmez sabrı öğrenmeye…
Bilirsiniz ‘sabır ilk anda olandır’ demiştir Efendimiz (sav). Sizi bilmem ama ben sabırla ilk anda tanışmayı çok isterdim. Zira sonradan herkesin aklı gelir yerine ve formaliteden bile olsa bir ‘Hamdolsun’ deyiverir.
Peki, hamdetmek öyle bir kelimelik bir şey midir? Deriz ve biter mi? Gerçekten ‘Hamd’ edebilseydik sabretmemiz gereken şeyler çoğalır mıydı? Evet, elbette mü’min için dünya bir cehennem mü’min olmayanlar için de cennet idi ve musibetsiz yaşadığında mü’min, imanından dahi şüphe edebilirdi.
Ancak her şeyi bu zırhın ardında saklamak da doğru mudur? Hiç şekva ettiğimiz için musibetimiz bize sık uğrar olmamış mıdır? Peki, bunun bizim sabra karşı ilk tutumumuzla alakası olabilir mi? Bana öyle geliyor ki biraz var, maalesef var. Hakkıyla şükredemeyen bizler şüphesiz sabır konusunda da çok başarılı sayılmayız. Muhtemelen kelimeler de unutmuşuz onu, şöyle bir yutaktan aşağı indirememişiz. İnseydi eğer eminim daha farklı olurdu her şey, dertlerimiz gerçekten uğruna dertlenecek ve dertlenmesi gerekenler olurdu. Kırılmalarda hiç çıt seslerini duymazdık. Yüzümüz asık olduğunda eyvahlar dedirtirdik, ‘bu duruma sebep olan büyük, çok büyük bir dert olmalı muhakkak’ abesle iştigal etmez bu kimsedeki sabır dedirtirdik…
Ancak bu durum çoğumuz için bir hayal diyarı olabilir ama yine de ümit var olmak gerek, tarih az tanıklık etmemiştir böyle sabırdan kalelere ve tarih tekerrür etmeyi sever zannımca…
SAHRA ARAZ

Son Yorumlar