Düğün deyince akla hep mutlu anlar gelir. Âşık maşukuna kavuşmuştur. Bitmiştir artık ayrılık acısı, hasreti, kederi… Kışlar bitmiş, mevsim bahara dönmüştür ne de olsa…
Peki ya ölüm deyince akla ne gelir? Bu kelimeyi kullanınca bile bazılarımız için soğuk rüzgârlar eser olur, bazımızın boynu bükülür gidenler yâd edilir. Kimisi için de ağza alınması bile korkuyu teninde hissetmesine yeter. Ancak ne düşündürürse düşündürsün ‘ölüm’ kelimesi gidenin ardındaki sessizliğin sessiz namesidir.
Aslında kaçılması hiç mümkün olmayan ölümü anlatmak, anlamak oldukça güç. Kelimeleri kifayetsizleştiren durumlardan biri olması itibarıyla ölenin yakınına ne söylerseniz söyleyin sözcükleriniz rüzgâra kapılıp farklı diyarlara giderde uğramaz ölümden yana ayrılık yaşayanların semtine. Ancak bazı kelimeler vardır ki hiç benzemez bize bambaşka bir âlemden gelmiş gibidirler. Öyle bir hoş geliştir ki o söylenene kulak kabartmamak mümkün değildir. İnsanın aklına ve kalbine öyle bir giriş yapar ki sanki gönüller Sultanı gönlün tahtına oturmuş oradan sadece aklımıza değil tüm hücrelerimize seslenmekte ve “ Ey insanlar muhakkak ki dönüşünüz O’nadır” der. Kişi de adeta “Şüphesiz Allah’tan geldik ve yine O’na döneceğiz”(Bakara 156) ile cevap verir.
Ve sonra insan düşünmeye başlar, önce bir silkinir kendine gelir ve sorar kendisine: Ben kimim? Kimden geldim? Beni ve bütün âlemi yaratan kim? Ben istediğim için mi oluyor bunca şey yoksa olmasını dileyen biri mi var? Sahip olduklarımın sahibi gerçekten ben miyim? Aslında her hangi bir zaman diliminde bana ait olan bir şey oldu mu?
Bu soruların ortak cevabı; yaratan Allah, veren Allah, alan Allah, biz de dahil her mülkün sahibidir Allah… Peki, mülkün sahibine mülkünü neden aldın diye sorulabilir mi? İşte tam da bu noktada ‘ emanet’ kelimesiyle karşı karşıya kalır insan. Ne demektir emanet? Sözlük anlamı bile yeter aslında anlayana;”eşyanın ücret karşılığı GEÇİCİ süreyle bırakıldığı yer veya teslim edilen kişice korunması” burada en dikkat çeken ve her şeyi bir anlamda açıklığa kavuşturan kelime’ geçici’dir. Zira geçici demek kalıcı olmayan demek, kalıcı olmayan ise bize gereğinden fazla bağlanılmaması gerektiğini zamanı gelince limandan demir alınacağını anlatır…
Ancak demir alan bu gemi meçhule değil emanetin gerçek sahibine doğru yol alır. Keza kişi için mülk sahibi aynı zaman da maşuku olabilmiş ise, işte o zaman her şeyi bambaşka bir boyutta algılamaya başlar. Ayrılık yeni vuslatlara yelken açar insan… Fani dünya aşkları gerçek sahibini bulur…
Nasıl mı? Yaratılana karşı duyulan aşk mecnun misali yakarken yürekleri, acıyı katre katre hissettirirken, Leyla’sını buldurur önce, ancak yetmez olur bu sevda ona kalbinin derinliklerindeki Rabbi anlatır, yaklaştırır usul usul esas maşuka… İşte tam bu noktada vuslatın yolunu arar durur biçare gönül… Artık içine bir ayrılık acısı yer etmiştir. Lakin şikâyet etmez bu durumdan, fani aşklar misali çekilen acının tadına doymaz. Ancak yine de vazgeçmez maşukunu aramaktan ne yapsa ne etse geçmez, döner durur divane ta ki Mevlana Celaleddin Rumi misali Şeb-i aruz’a varıncaya kadar bitmez ne ayrılık acısı, ne hasreti, ne de kederi… Ancak o zaman kışı bahara döner kara sevdalının…
Bu sebeple ölüm anlayana, yaşayabilene Düğün Gecesi, bu manadan uzaklarda bir ömrü geçirmiş olana ise bilinmezliğin soğuk nefesidir. Zira bilebilse insan ölümün dostu dosta kavuşturan bir köprü olduğunu, kendisinden önce giden sevdiklerinin köprünün diğer tarafında sonsuz güzellikleri paylaşmak için beklediğini ve sırası gelenin bir bir vuslata ereceğini emanete hıyanet eder mi?
Sahra Araz

Cumartesi, 8. Ağustos 2009
sahra, bir gün bana demiştin ki
“ölüm bir odadan diğer odaya geçmektir,üzülme…”
bu güzel teselli,hayır teselli de değil;bu güzel hakikati de paylaşmalıydın belki de yazında..
evet oda değiştiriyoruz.
Allah razı olsun, güzel bir deneme olmuş…
Pazartesi, 10. Ağustos 2009
Cümlemizden Allah razı olsun canım aslında bu hakikati bize söyleyen bir alim zat ..Rabbim bize bu hakikati anlatan büyuklerimizden de razı olsun…onların yazdıkları söyledikleri yanında benim sözlerim çok boş kalır,ben nacizane birşeyler yazdım ,ölümü hep kötü birşeymiş gibi algılar ya insan “öyle değil”demek istedim necip fazıl misali” Ölüm güzel şey;budur perde ardından haber,Hiç güzel şey olmasa ölür müydü peygamber.”
var mı daha ötesi….selametle…
Pazartesi, 10. Ağustos 2009
Emaneti sahibine teslim edene kadar hakikati kavrayabilmek, vuslatı büyük bir memnuniyetle karşılayabilmek duasıyla…Allah razı olsun
Salı, 11. Ağustos 2009
Tek kelimeyle müthiş ölümü bu kadar sürükleyici bu kadar tatlı olara ne duydum ne de okudum ellerine yüreğine sağlık ablacım