11 Eki 2009 Med Cezir

’Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer

Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme’’

                                                         Mevlana

 87e0wa3

   Pembe kainat güverciniydi mısralarda rahman

  Bir elif nasılda anlatırdı beyaz meşki

  Dimdik durup yıkılmadan hakikatle

  Dünyanın gamını niçin çekersin; ah elif!

  Senle; gücünün mürşidiyle söner cehennem

  Surun düdüğü çalar alemde

  Sen sevdalıma üfle beni Elif; senin gerçeğine… 

  Her yüzyıl ömür azalarak yakardı

  Dilenci ezikliğine çekti insanlık başını

  Sıfat sırtlattık eli yeryüzüne açılan nurun

  Uhud’dan bir baş koptu adalet tokmağına

  Hamza’nın kalbinden yedi kat cennet azat ettik

  Rüyalı gözlerimizle çınladı medeniyet çanı

 Her yüzyıl saatler bozularak kıyametler çoğaldı

 Gel ey yar, gel de anlat boşa geçen yüzyıları… 

 Ölmemeyi çare sanıp biçare kalıp durduk

 Batıla dönüştü okuduğumuz inci mercanlar

 Duvağına namus takamıyor gelinler

 Batının zehrine yenildi güçlü  sultanlar

 Mektuba hacet kalmadı, elleri boş Süfyan’ın

 Mahşerde karayı çaldık başımıza

 Binlerce papağanı saldık dünya kafesine

 Gel ey yar, gel de kurtar bir örümcek hürmetine! 

 Heyhat! Hicap saçları binlerce yılan sardı

 Zehri aktı kitapların uçkurlarına masum

 Bıraktık Yusuf gibileri güzelim kuyularında

 Sarmaşık nefesler değerek koktu ağızlar

“Ayıp” zindanlarda zehir zemberek mahkum

 Sen gelsen de ıslasan kurak coğrafyaları

 Bir şiirin goncasını bedenlerden affetsek.

 Heyhat! Başaklar bir hicretle Medine’ye vardı

 Gel de uyandır bizi rüyadan, gel ey yar! 

 Maşuğa et ekledik kemik biledik kan silkeledik

 Sakladık açılmayan sandıklara hazretleri

 Secdeye giden alınlara birer kurşun taktık

 Eriyen bir karın gölgesinde hıçkırarak sana

 Adınla doladık damarlarımızda ki ölgün kanı

 Gökyüzü mahallesinde miracı bilmezlikten geldik

 Zalim beraat etti yerküreden, mazlumun ah’ı kaldı

 Sen yokken sultanım, sağ  canımız hep ağrıdı.

 Gel ey yar, Gel de şifaya erdir bu bela hastalığı…

 Mecnun’a Leyla’yı lüzumsuz bilir olduk

 Sevdalara çektik Kureyşin azgın milini

 Sal dağında nöbeti unuttuk, eyvah ki ne eyvah!

 On asırlık çınarı kestik mübareklikte pestil ederek

 Senin adını ananları dar ettiler kainat kümesini…

 Sıcak bir çorbayla ılık abdestin aydınlık tevbesini

 Gönül ocağında kaynatarak sufi güzelliğini; tek bildik…

 Gel de sustur dinmeyen bu sesi, gel ey yar! 

 Çeliştik her gecenin sonu, yıldız ezanı ve Havva

 Bir ölünün yıkanan suyu kuruyana kadar ibrettik

 Tahtına alevi yağmalayarak eza’nın canına

 Devranı döndürdük feleğin çarkında avare avare

 Duygularımız dünyanın havasında aynı safta, med cezir

 Bir ayın şulesine dadanarak yuttuk dalaleti

 Didişerek nefsimizle sonunda hükümlü olduk

 Gel de kör şeytanın oyununu boz, gel ey yar! 

 Dar bir sokakta diline gelir insanoğluna; Yarab!

 Bir sevgiliyi sevmek, ancak dünyada sevmektir…

 Sığ sularda dolanan balığın hafızası ne çok bizden

 Kal-u beladan ayrılır ayrılmaz  mazi oldu her şey

 Kabzasını tuttuklarımızla dindirdik acılarımızı!

 Beyin ölümüyle efendisi olduk toprağın

 Menzilinde buluşup, sılası  olduk Adıyaman’ın

 Saparak yollardan yanlışa, hep seni bekledik

 Gel de doğru yol göster adınla, gel ey yar! 

 Kovduk dostlar meclisinden sanınla yaklaşanı

 Mekruha saydık uyuşmalarımızın tatlılığını

 İnlemesini duymadık kazanın yerin dibinden

 Dumanıyla boğulurken asuman denizinde

 Yıldızlar beğendik zahirî bahardan

 Çehrene duvarlar ördük geçen gün be gün

 Şakaklarımdan kara sular girdi ve şimşek

 Gel de ışık tut karanlığımıza, gel ey yar! 

 Ellerim, karanlığa dokunurken gözlerim izledi

 Hesabını bir tel kirpiğin bile ödeyemedi

 Yaldızlı saçlarımıza bir tufan esti

 Müşküle düşen kahırlar zebanisiyle

 Tırpanladık kefenin cebinde ne varsa

 Dünyaya cefa bağladık, çözülemiyoruz

 Gel de çöz bu ilmiği, gel ey yar! 

 Kıstılar ağlayan bülbülün müezzin sesini

 Minareleri dünyanın çekirdeğine volkan yaptılar

 Beyaz dedelere viran ektiler, biçmeyelim

 Allah diyen guguğun ihtilal

 Dağlardan uçan asker sarayı mı mezar?

 Yetim hüznünü alay bellediler, sanki sana söylediler!

 Öksüzlerin patiğine diken oldular mirada

 Gel de bu garibin aklına aşk eyle, gel ey yar! 

 “Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan

 Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme…”

  ORHAN ÖZEKİNCİ

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

10 Responses

  1. “Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan

    Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme…”

    Eyvallah ..çok güzeldi

  2. 2
    Mahit Avcı 
    Pazartesi, 19. Ekim 2009

    hayatımda okuduğum en duygusal en harika şiirlerden birisi. Peygamber efendimizi bu kadar güzel sembolize edip, bir şiire duygu vermek bu kadar olur. Gözyaşlarımı tutamadım… Allah razı olsun…

  3. ETKİLENMEMEK ELDE DEĞİL…. DAMARLARINIZDA PEYGAMBERİ HİSSEDİYORSUNUZ. SANKİ BİR CEZBE HALİ

  4. söz söylemenin mantığı yok artık… muntazam bir naat. yüzyıllar sonrasına kalabilir. inşaallah kıymetini biliriz… Teşekkürler büyük şair…

  5. Orhan’a bir kez daha teşekkür ve şükran sunarız. Muhteşem ötesi bir naat.

  6. bu naata bakınca neyi gördüğünüzü bir düşünün…. detone olmamış bir sanatçının kaleminden bunları okuduk…. şükranlarımız sonsuz

  7. 7
    Ali Murat 
    Cumartesi, 24. Ekim 2009

    iman lehçesini bildikten sonra, söze gerek yok… bu naattada onu gözledik. yüreğinize sağlık. bu şiire bizi ulaştırdığınız için ayrıca tşk.

  8. güzell cidden…. google’de orhan’a bakarken buldum.. müthiş…

  9. 9
    Mehmet Veysi Çevrim 
    Pazar, 25. Ekim 2009

    Evet Harikaydı.

  10. 10
    Mehmet Veysi Çevrim 
    Pazar, 25. Ekim 2009

    Yorumsuz geçmek gerek.Harikaydı

Leave a Reply » Kayıt ol / Log in